güzel bırakmışsın ben de sıvayayım biraz.
cem bence kıskanıyosun ya insanların 780 tane arkadaşı var senin 200'den azdır ondan yapıyosun var ya çocuk gibisin.
neden bilmiyorum, belki de ben kendi düşüncelerimi daha iyi ifade edemeyeceğimdendir, yazıyı çok ama çok beğendim. hatta yazının arkası olsa arkasına:
"the article of the year, must read it" - michael ballack
yazdırırdım.
facebook, deviantart, myspace, eksisozluk, formspring, eksisozluk hatta blogspot gibi ortamların genel havası itibariyle sempatik tarafları var. internet fikri ilk çıktığında getirdiği en büyük hizmet bilgiye anında ulaşabilmek değildi. bilgiye anında ulaşabilmenin bilginin değerini ne kadar düşürdüğünü görüyoruz. en büyük hizmet yalnız kalmamaktı. şu anda bu sitelerin en büyük müşterileri eskinin yalnızları olsa gerek. "yaşasın artık kaydettiğim şarkıları benim gibi insanlarla paylaşabileceğim bir site var" ya da "yaşasın artık saçma konulardaki saçma fikirlerimi paylaşabileceğim bir yer var". en büyük konu bu. paylaşım sitesi. paylaşmak. bir şeyler paylaşıyoruz. çok güzel bence, sempatik ve empatik.
ilk sorun yalnızlıktı, cüppeli ahmet hocam kadar arapçam olmasa da; jıerıosdfas afnsgfolns sdfklnsgkslna, yani diyor ki resulullah sallalhüvesselam adem'e "yalnız kalma, çocuk yap" dedi. yalnızlık çok büyük bir sorundu özellikle şehir insanı için çünkü büyük kalabalıklar ve bu kalabalıklar içindeki yalnız insanlar yalnız kalabalıkları oluşturuyordu. sosyal olarak okullar kurslar murslar vardı tabi ama sizin okuduğunuz kitabı okuyan arkadaş bulma şansınız nedir ki? siz arkadaşınıza verirsiniz o da okur, ama bu özgür bir hamle olmadığından, kendiliğinden o kitabı okuyan başkadır, sizin iteklemenizle okuyan başka. ha tabi onu da uniformize etmek için bestseller diye bir raf var, ordan alınca olasılıksızı okuyan diğer insanlara karışabiliyorsunuz.
internet özgür insanlarla dolu, bir film izleyince imdb'ye girip neler yazılmış, ne kadar puan almış diye bakıyoruz. bu çok önemli, başka insanlar bizim film izleme ya da kitap okuma yalnızlığımıza son verebilecek mi acaba? bir tek ben mi beğendim, ya da ben mi beğenmedim, hatta anlamadım belki? iphone'da check rating diye bir aplikasyon var, kitap, film, oyun, müzik gibi media ürünlerinin alanında otorite olan sitesinden ratinglerini bulabildiğimiz bir şey. başkalarının beğendiklerini beğenmek yalnızlığa merhem olduğu gibi aynı zamanda başkalarının fikirlerini de haddinden önemli yapıyor. "eğer onların beğendiklerini beğenir dinler izler giyersem ben de onlardan olurum, onlar yalnız değil."
tabi yalnızlık dışında bir önemli husus daha var, o da dünyamızın büyümesi. dünyamız derken mavi-yeşil dünyamız değil, bireysel dünyamız. iletişim araçları yokken, anadolu'da yaşayan biri olsam heralde en büyük derdim köyün en güzel kızıyla evlenmek olurdu. çünkü o sırada benim ulaşabildiğim, ve varlığından haberdar olduğun en güzel kız o olurdu. belki civar köylerden dillere destan olmuş başka bir kızın adını duyar oraya gider onu görürdüm. ama imkanların ne kadar sınırlı olduğunun farkındasınız heralde. şimdi dünyada "dünya güzellik yarışması" diye bir şey var. bütün dünyada düzenlenmiş çeşitli yarışmaların birincileri yarışıyor. ikinciler kahinat güzellik yarışmasına gidiyor hatta galiba. dikkat ettiyseniz derece azaldıkça güzellik yarışmasının kapsamı artıyor. üçüncüler de "boyutlar arası güzellik yarışması"na katılıyor olabilirmiş.
her neyse, görüldüğü gibi şimdi benim bu tip şeylerden haberim olmasa çevremdeki en güzel kıza yönelirdim heralde. ama şimdi çevrem diye bir şey yok. bir bilgisayar var, onda da bir çevre var. ulaşamadığım ama ekrana getirebildiğim bir çevre. ünlüler ve en iyiler dünyası. e şimdi ben ne yapmalıyım? bu ekrana gelen ama ulaşılamayan çevreyi tamamen görmezden mi gelmeliyim? ama neden, son 10.000 yıldır böyle bir şey yapmak zorunda kalmayan türüme teknoloji neden böyle bir zorluk çıkartıyor ki? m.ö. 2000'de pers prensine "şimdi findandiya dolaylarında bir kız var o dünyanın en güzel kızı. sen bu yan krallığın kızını değil onu al" diye vahiy göndersem pers prensi oraya gitmez mi? prince of persia'da doğramadığı adam kalmadı sidikli bir prenses için, tüm avrupayı ele geçirip akşam yemeğinde norveç'te uskumru yemeye karar vermezse adam değilim.
şimdilerde insanlardaki maymun iştahı da tam olarak bu sebeptendir. öğrendiğimiz her daha güzel şeye sahip olmak istiyoruz. ama bu aslında masum bir hareket. ilgi orospuluğu, maymun iştahlılık falan bunlar çok masum şeyler. gerçekten kötü niyetle yapmıyor insanlar bunları. ne yapsın, kafası doğuştan öyle çalışıyor. ve çalışan bir kafanın yalnış çalışabileceği de kimsenin aklına gelmiyor. çevresindeki herkes namaz kılıyor diye namaz kılan, çalışan şeyi sorgulamayan insanlardan bahsediyoruz, doğal olarak, doğası gereği aklına gelen bir şey nasıl yanlış olabilir ki?
bu yazımı da yine cüppeli ahmet hocamın bir lafıyla bitirmek istiyorum, üstad diyor ki: "asffnsfn jsnfddskjfbnkjfb 1.000.000 safbsfdkbasfjasbfıs asffnsfn sfnsjdkf jbjkdfsd." yani diyor ki, "facebook'ta allahı seven 1.000.000 kişi arama çünkü onu en çok sevenin facebook'u zaten olmaz"
son olarak asffnsfn arapça'da iki manaya geliyor biri jakuzi diğeri facebook.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder