Domates yiyin, bırakın çekirdekleri yanağınızdan aksın. Hayır domates yemek utanılacak bir şey değil. (Bu arada şöyle bir şey var)

23 Ocak 2011 Pazar

Bugün allah için ne yaptım?


7 saat maç seyrettim. 17 civarı eve geldim. Arsenal-Wigan ve Man Utd-Birmingham City maçları başlamak üzereydi. Trabzonspor-Ankaragücü maçının da ikinci yarısı başlıyordu. Ben tabi gönüllerin şampiyonu Arsenal maçını daha çok izlesem de 3 maçı da takip etmeye çalıştım. Maçı beraber izleyecek olsak söyleyeceğim şeylerden bahsedeceğim ve bunlar futbolla ilgili olacak o yüzden baaayan okuyucularımız ve futbolla ilgilenmeyen homoseksüel arkadaşlar için hoş bir yazı olmayacak. Bir defa Samir Nasri dediğimiz adam tüm Barcelona da dahil bu sezonun en formda oyuncusu. 2 sene önce Arsenal'a geldiğinde "lan bu mu yeni Zidane" falan diyordum ben. öyle bir göt oldum ki aklınız dimağınız almaz. Burdan Arsene Wenger'e saygılarımı iletiyorum. aa lan, böyle 2-0 yeniliyorken arsene wenger 3 değişiklik yapsa arsenal maçı 3-2 alsa, ARSENal WENGER diye başlık atar mı acaba Guardian. atmazsa onların mallığı. arsenal'a döneyim tekrar. alex song dediğimiz saygı değer kamerunlunun yine wenger sayesinde "teknik zenci"ye dönüşmesi beni baya şaşırtıyor. keza 19 yaşındaki wilshere'in arshavin'i kesebilmesi, tüm savunmanın fransızlardan oluşması (sagna-djourou-koscielny-clichy) maçla ilgili yapabileceğim küçük "remarque"lar. Van Persie üç tane attı 3-0 kazandılar bu arada. Bence united'da manchester'ı yenip şampiyon olacaklar. Bi de arsenal'in şampiyonlar liginde barcelona'yla eşleşmesine hem sevindim hem üzüldüm. bence dünyada şu an en güzel top oynayan iki takım bu iki takım ve aslında finali hak ediyorlar. iki tane çok güzel maç izleyeceğim garanti o yüzden mutluyum da birisi elenecek daha çeyrek final göremeden o çok fena. Nasri-Fabregas vs Xavi-Iniesta kapışması da dadından yinmez bu arada o konuda da baya heyecanlıyım.

Man Utd maçına geçecek olursak adamlar yenilmiyor. Berbatov yine hat-trick yaptı. Giggs hala gol falan atıyor. bildiğimiz manchester united yani. 5-0 kazandılar ve yenilmemeye devam ediyorlar.

Trabzonspor maçına baktığım zamanlar da baya emekli kahvehanestayla geçti:"lan bu ingilizler futbol oynuyorsa biz ne oynuyoruz" gibi şeyler söyleyip durarak bir 5-10 dakika falan baktım maça. 1-1 bitti o maç da.

Bu 3 maç bittikten sonra saat 19'da fenerbahçe maçını seyretmeye başladım. tipik sıkıcı türkiye ligi maçı. Zaten 1-0 kazandılar da yani azcık top oynasalardı be arkadaşım. Baya sıkıldım izlerken de 19.30'da Aston Villa-Man City maçı başlayınca mutlu oldum. Dzeko ilk 11'de başladı Tevez'in yanında, ama bu sefer orta saha bir kişi eksilince yeterince iyi oynayamadı City. Villa'da da yeni transfer Darren Bent 11'de başladı. 24 milyon pound ne demek lan? tamam yani Bent çok iyi forvet de Torres gelmişti zamanında 30 a falan. ama iyi başladı. boş kaleye falan da olsa golünü attı. City özellikle ikinci yarıda benim en beğendiğim oyunculardan adam johnson'ın girmesiyle baya bir bastırdı ama olmadı ve sahadan 1-0'lık mağlubiyetle ayrıldı. NE OLDU LAN TOLGA, NE OLDU SENİN CİTY'E. BAK ARSENAL'A KEHKEH.

Premier League maçları bitince bir anda Barcelona maçı aklıma geldi. Ntvspor'u açtığımda 1-0'dı zaten. Son zamanların fantastik oyuncularından bir tanesi Pedro atmış yine golü. Son 3 maçta 7 gol mü ne attı zaten ve klasik tabirle önlenemez yükselişi devam ediyor. Hatta ben olsam İspanya 11'inde de başlatırım Pedro'yu pat diye. Bakalım del bosque ne yapacak. hatta casillas-ramos-pique-puyol-capedevilla-xabi alonso-xavi-iniesta-pedro-villa-torres benim 11'im. Torres eğer sıçarsa villa'yı ortaya çekip sola david silva konabilir ama gerek kalmaz bence. Neyse Barcelona zaten yine kazanacaktı da ilk devrenin sonlarında santander bildiğimiz bastırdı. ilk devre de aslında beklenmeyecek bir şekilde 2-0 bitti. Arada roma-cagliari maçı vardı ona döndüm, orda da vucinic'in 11 başlamıyor oluşu beni benden aldı. Benim en sevdiğim forvetlerden biri olan Vucinic totoş Boriello oynayacak diye oynamıyor ha. Gerçi Boriello da çok formda da Vucinic roma'da bir şekilde oynamalı diye düşünüyorum. Roma maçının ilk 15 dakikasını izledikten sonra Barcelona maçının 2. yarısını seyrettim. Ben hayatımda topuğunu bu kadar fazla kullanan bir takım görmedim. Villa 5-6 kere topuk pası verdi. Iniesta'nın golünde Pedro benim son yıllarda gördüğüm en güzel asistlerden birini topuğuyla verdi. Messi,Iniesta,Xavi,Adriano,Pique, Krkic.. hepsinin topuk pası var. daha da vardır da aklıma gelmedi şimdi. Barcelona maçından sonra Roma maçının ikinci yarısını seyrettim. İtalya ligi kalitesinin üzerinde güzel bir maç oldu. Roma 3-0 aldı. Bu sene İtalya'da istikrarlı takım olmadığından şampiyon bile olabilirler.

6 Ocak 2011 Perşembe

all along the blogtower

bürokrasiden ne kadar nefret edersem o kadar içine düşüyorum. adımı kodladığım sınavlar, raporlar, printerdan alınan "çıktı"lar, mahkemelerde verilen ifadeler, zorunlu doktor muayeneleri, hatta sırf beni daha da mutsuz etmek için kimliğimi yenileten yedek subaylar. şimdi yine başlıyor aynı işler. en sevmediğim kısmı da bu tip büroların genelde benim uyku saatlerime denk gelen zamanlarda açık olmaları.

sırf bürokratik işler uzamasın diye söylediğim yalanlar var. mesela "sürekli kullandığınız bir ilaç var mı?"ya otrivine diyememem. nasal sprey kullandığın öğrenilince kan testi isteme hakları varmış. kokainman mısın anlamak için yapıyorlarmış. nefes alamamakla, alınan her nefesten zevk almak arasındaki büyük farkı bu kadar küçük görmeleri gerçekten tuhaf.



çok anarşistim devletten hiç hazzetmiyorum kafasında değilim. daha ziyade devletten korkuyorum. sizi hiç tanımayan birileri sizi yargılayıp 3 yıl 5 yıl bir yerlere kapatabiliyorlar mesela. cinayetten içeri giren birinin 6-7 yılla kurtulduğu oluyor bazen. bunu duyan insanlar da şaşırıyorlar, "nasıl 20 yıl içerde kalmaz" diye. mahkumiyet süresi bazında 7 yıl cinayet için gerçekten az görünüyor. ama düşünsenize, 7 yıldan bahsediyoruz. böyle konulardan bahsederken insanlar zamanı unutuyorlar ve sayılara geçiyorlar. 3, 5, 10, 20 falan diye atıp tutmaya başlıyorlar. o da çok acayip. 7 yıl öncesi ne kadar uzaksa, birini 7 yıl bir binaya kapatma fikri o kadar korkunç geliyor. ama 7 az, adam öldürmüş sonuçta, en az bi 20'si var.

bu zamanı ciddiye almama havasına da bürokratik sebeplerle giriyoruz. çünkü kağıt üzerinde 7, 6'dan büyük, 8'den biraz küçük. 7'de sorun yok. kağıt üzerinde yedi yedidir. ama gerçekte 7 yıl, yazıyla yedi yıl, o kadar da yedi değildir. en az bir sekizdir. dokuz bile olabilir. kağıtta yazanla yaşanan arasında biraz fark olması da çok normal. çünkü biri yazı, kağıt üzerinde, uçmaz zannederler de o da uçar. ama 7 yıl hapishanede yaşamak uçmayabilir. oda koşullarında sıvıdır. 20 yıl katıdır. hatta çok yüksek sıcaklıklarda erir.



şimdi düşündüm de ben özel hapishane fikrine açığım. amaç özgürlüklerinden esirgemek değil miydi? su yatağında yatmak ya da öğleyin dana bonfile yemek pek bir özgürlük sayılmaz. çok tuttum bu fikri. özel hapishaneler olsa, karşılayabilenler oralara gitse? hatta burs da veririz. mesela kendi öldürmek istediğin biri yanında burs verenin istediği birini öldür, %50 burs kazan! atış poligonlarına da dersane ayarı çekersek tam olur. finalle, hedefi 12'den değil, alnının ortasından vuracaksınız.

nasıl gelmiştik buraya, hah bürokrasi. asteriks'in 12 görev yaptığı bir macerası var. görevlerden birinde bir binadan bir kağıt alması istenir. o da boğa öldürmeye göre kolay bulduğu bu göreve hevesle gider. ama aynı binada durmadan ordan oraya gönderilip durur. ***en sonunda cinnet getirip etrafı kırıp dökmeye başlayınca biri ona kağıdı hemen verir.*** işte bazen böyle yerlerde benzeri bir şey yapmayı denemek istiyorum. ama muhtemelen polis gelir, zabıt tutulur, dava edilirim, belki biri hakkımda belli bir süre hapis ister falan. denemesem daha iyi gibi.

***just my imagination.