Domates yiyin, bırakın çekirdekleri yanağınızdan aksın. Hayır domates yemek utanılacak bir şey değil. (Bu arada şöyle bir şey var)

31 Ekim 2010 Pazar

ben bişey okudum ve çok etkilendim

Alican'ın yazdığı da etkiledi tabi beni, ama bunu onun üzerine yazmıyorum -zaten alakasız-, şimdi "sübhanallah kardeşim ibretlik paylaşım" moduna girmiyim boşu boşuna. Şöyle yapalım, düşünün ki ben google ım ve Alican'ın paragrafını search bar'a yazmışsınız ve ben diyorum ki;

öyle bir şey var da bak şöyle bir şey de vardı benim aklımda.

Hazan bana doğumgünümde bir kitap verdi. Hazan benim sevgilim olduğu için ve buradan "VE BEN ONU ÇOK SEVİYORUM AŞKIM O BENİM HAYATIM VE SIRADAKİ ŞARKIYI EMRE AYDIN ÇALAR MISINIZ KOŞUYOLUNDAKİ HAZANA"  yapmak istediğim için falan da değil, beni baya etkilediği için yazıyorum. Ulan ne iğrenç bir arkadaş grubumuz var her hareketimi "bundan değil, şundan" diye açıklamadan giremiyorum laf sokucaksınız diye ne ne ne garip insanlarsınız lan ayıp değil mi.

Açıklamamı yaptığıma göre başlıyorum.

 *                 *                *  (ccc yılmazözdil ccc)

Hazan bana doğumgünümde bir kitap verdi. Beni etkileyen bir çok kısmı var kitabın bitirdikten sonra veririm size de. (bu arada bende dikkat eksikliği insomnia anoreksia bulimia çokkişiliklilik ve benzeri bir sürü psikolojik sorun olduğu için yavaş okuyorum, kızma hazan nolur.) "Yeni Hayat", Orhan Pamuk yazmış. Şöyle enteresan bir paragraf var kitabın içinde. Olayı anlatmama gerek yok, benim çok etkilendiğim ve hatta damarını kessen ergenlik akacak gençler gibi "bence bu kitap beni anlatıyor" dedirten bir kısım.


"Allah'ın üflemesiyle birlikte aleme ruhla birlikte Adem'in gözü de değdi. O zaman cilasız aynada olduğu gibi değil, alemde oldukları gibi, evet, tam da çocukların göreceği gibi gördük şeyleri. Gördüğünü adlandıran, adıyla da gördüğü şeyi bir tutan biz çocuklar o zamanlar ne şendik! O zamanlar zaman zamandı, kaza kaza, hayat da hayat. Bu mutluluktu ve şeytanı mutsuz etti ve o da şeytandır, Büyük Kumpas'ı başlattı. Bir adam Büyük Kumpas'ın piyonu, Gütenberg, -matbaacı dediler ona ve taklitçilerine- çalışkan elin, sabırlı parmağın ve titiz kalemin yetiştiremeyeceği kadar çoğalttı kelimeleri ve ipini koparan, kelimeler, kelimeler, kelimeler boncuklar gibi dört bir yana dağıldılar. Sokak kapılarımızın altını ve sabun kalıplarının ve yumurta paketlerinin üstünü aç ve çılgın hamamböcekleri gibi kelimeler ve yazılar sardılar. Böylece bir zamanlar etle kemik gibi olan söz ile eşya birbirlerine sırt döndüler. Böylece, gece ay ışığında, zaman nedir, diye bize sorulduğunda, hayat nedir, keder nedir, kader nedir, acı nedir diye sorulduğunda, bir zamanlar yüreğimizle bildiğimiz bütün cevapları, imtihan gecesini uykusuz geçiren ezberci öğrenci gibi birbirine karıştırdık. Zaman, derdi bir budala, bir gürültüdür. Kaza, derdi başka bir talihsiz, kaderdir. Hayat derdi, bir üçüncüsü, bir kitaptır. Biz şaşkınlar, anlıyorsunuz ya, doğru cevabı kulağımıza fısıldasın diye meleği beklerdik."

Açıklama yapmama gerek yok romanın konusuyla ilgili. Herhangi bir kahramanın bizzat attığı bir tirad değil bu, dışardan gelen bir düşünce şeklinde beliriyor, vesaire.

(ha bir de paragraftaki allahın üflemesi, şeytanın oyunları gibi detaylarına takılacak arkadaşları şimdiden istifaya davet ediyorum.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder