bu sana bebeğim. iyi bak ona:
http://www.youtube.com/watch?v=rZmwtR5xr18
Nükleer
Domates yiyin, bırakın çekirdekleri yanağınızdan aksın. Hayır domates yemek utanılacak bir şey değil. (Bu arada şöyle bir şey var)
6 Mayıs 2011 Cuma
24 Şubat 2011 Perşembe
madonnaya takı tasarlamak
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2011/02/23/bonoya_takti_simdi_sira_madonnada
haberde kadının en büyük hayali "madonna'ya takı tasarlamak" yazıyor.
bence bir yanlışlık var, en büyük hayali olsa olsa "madonna olmak" olabilir, madonna'ya takı tasarlamak da en büyük iş hayali falan olabilir.
bu hesaba göre benim en büyük hayalim de hank moody'nin bir kitabını editlemek.
haberde kadının en büyük hayali "madonna'ya takı tasarlamak" yazıyor.
bence bir yanlışlık var, en büyük hayali olsa olsa "madonna olmak" olabilir, madonna'ya takı tasarlamak da en büyük iş hayali falan olabilir.
bu hesaba göre benim en büyük hayalim de hank moody'nin bir kitabını editlemek.
18 Şubat 2011 Cuma
amy winehouse ve mutfağının zemini
evvet sayın seyirciler amy winehouse un mutfağındayız zemin sevişmeye elverişli yanımızda prodüktörü allen iverson var evet sayın iverson neler söyleyeceksiniz yeni albüm hakkında?
amy çok çalıştı tüm sezon, her parçamız çalışılmış pozisyonlardı ama bazen olmayınca olmuyor cd yuvarlak ve ne zaman şarkının tutacağı, karının mutsuz olacağı belli olmuyor ki zatEN ANASI BİR BU İKİ.
amy sen neden mutfakta oturmuş sigara içip uzaklara bakıyorsun, bu arada meme ucun gözüküyor atletin kenarından nolur bişeyler giy üstüne.
You say "when we married,
'cause you're not bitter",
"There'll be none of him no more,"
I cried for you on the kitchen floor.
amy çok çalıştı tüm sezon, her parçamız çalışılmış pozisyonlardı ama bazen olmayınca olmuyor cd yuvarlak ve ne zaman şarkının tutacağı, karının mutsuz olacağı belli olmuyor ki zatEN ANASI BİR BU İKİ.
amy sen neden mutfakta oturmuş sigara içip uzaklara bakıyorsun, bu arada meme ucun gözüküyor atletin kenarından nolur bişeyler giy üstüne.
You say "when we married,
'cause you're not bitter",
"There'll be none of him no more,"
I cried for you on the kitchen floor.
17 Şubat 2011 Perşembe
Gunners
Hayatım boyunca yabancı bir takım tutup, ondan biz diye bahsedip, bu konuda yırtınanlarla dalga geçtim. Ama bugün şunu farkettim ki son 2 sezondur Galatasaray'ın attığı herhangi bir gole, Arsenal'in Barcelona'ya attığı goller kadar sevinmedim. Hatta azıcık abarttım gözüm falan dolacak gibi oldu, "lan noluyo" diye vazgeçtim sonra. Gerçi hala Arsenal'dan "abi stopere transfer ihtiyacımız var" diye yani biz diye bahsetmem. yapmacık duruyor bir defa.
Maçı izlerken bu kadar dolmamın sebeplerinden en büyüğü ise maçın spikeri İlker Yasin ve yorumcu Hikmet Karaman. Bir spiker ve bir yorumcu nasıl bu kadar vasıfsız olur aklım almıyor. Hadi spiker vasıfsız bunu birazcık da olsa anlamaya çalışıyorum; ama Türkiye'de 20 senedir teknik direktörlük yapan bir adamın bu kadar vasıfsız olması beni Türk futbolu adına çok üzüyor. Cem maçı izlerken demişti, "olum bu adam takım falan yönetiyor lan düşünsene" diye. düşünemiyorum. maç boyunca arsenal-barcelona maçına bucaspor-barcelona maçı muamelesi yapan bu iki herifin de göt olması, içimin yağlarını eritti. "van persie gibi etkisiz bir oyuncu" "wilshere gibi fizik gücü kuvvetli, mücadeleci oyuncu" (zannedersin marco aurelio'dan bahsediyor gerizekalı) ömer üründülvari "barcelona gibi takıma arkanı bu kadar açarsan gol yemen kaçınılmaz." "paslaşmayı görüyor musun ilker abi" "messi'nin çalımı gördün mü, üff" gibi cümleler maç boyunca sinirlerimin zıplamasına sebep oldu.
Maça gelecek olursak, iki takım da defansını çok önde kurdu ve oyunu daraltmaya çalıştı. Arsenal bunu özellikle Barcelona'nın pas yapmasını engellemek için yaptı ki nazaran başarılı oldu. Yine arsenal'ın iki katı pas yaptılar ama klasik "ezici üstün Barcelona paslaşmaları"nı çok görmedik. Ortasahadaki song-wilshere-fabregas vs busquets-xavi-iniesta kapışması beklediğim gibi müthiş geçti. Barcelona'nın aksine öndeki forvet 3'lüsünden solda oynayan nasri orta sahaya çok daha yakın oynayarak ve önde prese katkı sağlayarak barcelona'nın maçı domine etmesini engelledi. Wilshere'den bahsetmek çok istiyorum ama o iki gerizekalı maç boyunca "bak gencecik çocuk afferin bak ne güzel oynuyor afferin afferin" gibi cümleler kurup beni hasta ettiği için ayrı bir wilshere yazısı yazarım, şimdi onlarla aynı fikirde olmuş olmayayım.
Maçın döndüğü nokta Walcott-Bendtner veya song-arshavin değişikliği gibi gözükse de maçın asıl koptuğu noktanın yine aynı dakikalarda yapılan keita-villa değişikliği ve nasri'nin kanattan ortasahaya gelişi olduğunu düşünüyorum. Bilmiyorum Guardiola arsenal'i küçümsediğinden mi(sanmıyorum), yoksa "dur lan ispanya'da nasılolsa bir şey olmaz diye pek ellemiyorum da arsenal şimdi gol atmasın ben orta saha sokayım" mı diye yaptı bilmiyorum villa'yı çıkarıp ortasaha aldıktan itibaren arsenal oyunu çok net bir şekilde domine etti. van persie'nin "ah şu maçı martin tyler anlatsaydı da van persieeeeeee nidasını duyaydık" dedirten golü ve nasri'nin müthiş asistinde arshavin'in golü hazırlanış bakımından müthiş gollerdi.
Ben de kabul ediyorum. barcelona şu an dünyanın en iyi takımı (zaten arsene wenger kabul etmiş bana laf düşmez) ama dünyanın en iyi ikinci takımının arsenal olduğunu ve barcelona'yı anti-futbol oynamadan yenebilecek iki takımdan (villareal diğeri) birinin arsenal olduğunu düşünüyorum. İkinci maç için çok avantajlı bir skor elde etmiş sayılmazlar, ama bu kadar genç bir takımın özgüvenini artık tamamen oturtması için bu skorun çok iyi olduğunu düşünüyorum.
ps: koscielny'e de "arsene wenger fransa 2. liginden adam getirirse böyle pinti gibi, arsenal bir bok yapamaz" gibi yorumlar yapan insanlara saygı ve sevgilerimi iletiyorum. abartmak istemiyorum ama bence messi'yi etkisiz hale getirdi.
Maça gelecek olursak, iki takım da defansını çok önde kurdu ve oyunu daraltmaya çalıştı. Arsenal bunu özellikle Barcelona'nın pas yapmasını engellemek için yaptı ki nazaran başarılı oldu. Yine arsenal'ın iki katı pas yaptılar ama klasik "ezici üstün Barcelona paslaşmaları"nı çok görmedik. Ortasahadaki song-wilshere-fabregas vs busquets-xavi-iniesta kapışması beklediğim gibi müthiş geçti. Barcelona'nın aksine öndeki forvet 3'lüsünden solda oynayan nasri orta sahaya çok daha yakın oynayarak ve önde prese katkı sağlayarak barcelona'nın maçı domine etmesini engelledi. Wilshere'den bahsetmek çok istiyorum ama o iki gerizekalı maç boyunca "bak gencecik çocuk afferin bak ne güzel oynuyor afferin afferin" gibi cümleler kurup beni hasta ettiği için ayrı bir wilshere yazısı yazarım, şimdi onlarla aynı fikirde olmuş olmayayım.
Maçın döndüğü nokta Walcott-Bendtner veya song-arshavin değişikliği gibi gözükse de maçın asıl koptuğu noktanın yine aynı dakikalarda yapılan keita-villa değişikliği ve nasri'nin kanattan ortasahaya gelişi olduğunu düşünüyorum. Bilmiyorum Guardiola arsenal'i küçümsediğinden mi(sanmıyorum), yoksa "dur lan ispanya'da nasılolsa bir şey olmaz diye pek ellemiyorum da arsenal şimdi gol atmasın ben orta saha sokayım" mı diye yaptı bilmiyorum villa'yı çıkarıp ortasaha aldıktan itibaren arsenal oyunu çok net bir şekilde domine etti. van persie'nin "ah şu maçı martin tyler anlatsaydı da van persieeeeeee nidasını duyaydık" dedirten golü ve nasri'nin müthiş asistinde arshavin'in golü hazırlanış bakımından müthiş gollerdi.
Ben de kabul ediyorum. barcelona şu an dünyanın en iyi takımı (zaten arsene wenger kabul etmiş bana laf düşmez) ama dünyanın en iyi ikinci takımının arsenal olduğunu ve barcelona'yı anti-futbol oynamadan yenebilecek iki takımdan (villareal diğeri) birinin arsenal olduğunu düşünüyorum. İkinci maç için çok avantajlı bir skor elde etmiş sayılmazlar, ama bu kadar genç bir takımın özgüvenini artık tamamen oturtması için bu skorun çok iyi olduğunu düşünüyorum.
ps: koscielny'e de "arsene wenger fransa 2. liginden adam getirirse böyle pinti gibi, arsenal bir bok yapamaz" gibi yorumlar yapan insanlara saygı ve sevgilerimi iletiyorum. abartmak istemiyorum ama bence messi'yi etkisiz hale getirdi.
14 Şubat 2011 Pazartesi
heyecana bakar mısınız?
blizzard 2007'de korede invitational bi organizasyon yapmış, ve yeni çıkacak oyununu tanıtacakmış ama hangisi olduğu bilinmiyor. warcraft 4 diyen var, world of warcraft 2 diyen var, starcraft 2 diyen de var tabi. sonra blizzard vice president'ı çıkıyor ve hadi oyunu görelim diyor. marine korece "hell, it's about time." diyor muhtemelen.
http://www.youtube.com/watch?v=wDIn5vk6ZZo
tüylerim diken diken oldu yemin ediyorum.
bu videoda aynı gösterim baştan sona var, ve seyirciden tepkiler inanılmaz. bilgisayar kadın "all marines, prepare to drop" diyince uğultular artıyor.
http://www.youtube.com/watch?v=aUXoekeDIW8
http://www.youtube.com/watch?v=wDIn5vk6ZZo
tüylerim diken diken oldu yemin ediyorum.
bu videoda aynı gösterim baştan sona var, ve seyirciden tepkiler inanılmaz. bilgisayar kadın "all marines, prepare to drop" diyince uğultular artıyor.
http://www.youtube.com/watch?v=aUXoekeDIW8
11 Şubat 2011 Cuma
vay be
çoğumuz takip ediyoruz acetobalsamico'yu da yine de bir koyayım dedim okumayan kalmasın diye. cizgiden-cikaran.blogspot'tan alıntı yapmış aceto. benim tüylerim diken diken oldu öyle beğendim.
Ben bir romantiğim diyor Xavi, Barcelona ve İspanya'nın gözbebeği.
Önümüzdeki hafta Barça'yla Arsenal'e konuk olacak olan Xavi'yle futbol eğitimi, Cesc Fabregas ve Paul Scholes'un büyüklüğü üzerine

Pek çok insan Barcelona'nın geçen Kasım ayında Real Madrid karşısında aldığı 5-0'lık galibiyeti tüm zamanların en iyi performansı olarak tanımladı. Wayne Rooney bile maçı izlediği oturma odasında ayakta alkışladığını itiraf etti.
[Xavi'nin yüzü aydınlanıyor] Gerçekten mi? Rooney? Gurur duydum. Rooney, vay! Rooney sıradışı, o Barcelona için oynayabilir. İnsanlar "Xavi Rooney'nin Barcelona'ya geleceğini söyledi" diyien manşetleri hayal etmeye başlamadan, ki çok isterdim, asıl demek istediğim o tam bizlik bir oyuncu. O maç harikaydı, benim oynadıklarımın en iyisiydi. Üstünlük hissi inanılmazdı, hem de Real Madrid'e karşı! Topa dokunmadılar. Annecim, ne maçtı! Soyunma odasında biz de kendimizi ayakta alkışladık.
Barcelona'nın topa hakimiyeti konusundaki üstünlüğünden bahsediyorsun. Şimdiye kadar Barcelona ve İspanya milli takımları dışında, bu kadar net bir şekilde, iyi veya kötü, kimlikle bağdaşmış takım görmediğimizi söylemeden edemiyoruz. Tamamen topa sahip olmakla alakalı. Ve bu sizin kimliğiniz, ve bu artık iyice üstünlük kurmaya dönüştü.
Şu anda dünya futbolu için referans noktasının Barcelona olması, İspanya olması gerçekten iyi. Bu bizim olduğu için değil ama öyle olduğu için. Çünkü bu hücum futbolu, tartışmaya açık değil, beklemiyoruz. Baskı kuruyorsun, topa sahip olmak istiyorsun, hücum etmek istiyorsun. Bazı takımlar paslaşmıyor veya paslaşamıyor. Ne için oynuyorsunuz ki o zaman? Amacınız ne? Bu futbol değil. Kombine et, topu gezdir. Futbol bu, en azından benim için. Başka hocalar için, bilmiyorum, mesela [Javier] Clemente için veya [Fabio] Capello için başka bir tür futbol var. Ama şimdi Barcelona'nın stilinin model alınıyor olması ve onlarınkinin alınmıyor olması iyi bir şey.
Ama kimileri İspanya'nın Dünya Kupası'nda sıkıcı olduğunu iddia ettiler. 1-0 kazanıp durdunuz.
Bu tepe taklak. Sıkıcı olan biz değildik, rakip takımlardı. Hollanda neyi aradı? Penaltıları. Veya kontraatakta [Arjen] Robben'i. Güm, güm, güm. Tabii ki sıkıcıydık, rakipler o hale getirdi. Paraguay? Ne yaptılar? Gerçekten çok iyi bir savunma sistemi kurdular ve şansın onlara gelmesini beklediler, duran toplardan. Havadan gelsin, seker, boş top. Arkanda iki metre boyunda bir adam varsa ve o senin tependeyse bu insanların tahmin edebildiğinden daha zordur.
Peki çözüm ne?
Hızlı düşün, boşlukları ara. Benim yaptığım bu, boşlukları aramak. Bütün gün. Daima bakıyorum, bütün gün, bütün gün. [Xavi etrafa bakıyormuş gibi hareketler yapıyor, kafasını sağa sola oynatıyor]. Burası? Hayır. Orası? Hayır. Oynamamış olanlar her zaman ne kadar zor olduğunu anlayamıyor. Boşluk, boşluk, boşluk. PlayStation'da olmak gibi. Ben düşünüyorum da, kahretsin, savunma burada, oraya oyna. Boşluğu görüyorum ve pası veriyorum. Yaptığım bu.
Bu Barcelona modelinin yüreğinde ve kulüp içerisinde hep bu var değil mi? Madrid'i yendiğinizde ilk onbirinizdeki sekiz oyuncu altyapı ürünüydü ve bu senenin Altın Top ödüllerinin üç finalisti de yine öyle, Lionel Messi, Andres Iniesta ve sen.
Bazı gençlik akademileri kazanmayı umursar, biz eğitimi umursarız. Kafasını kaldırıp pası ilk seferinde gönderen bir çocuk görürsün, bom, ve düşünürsün 'Evet, bu çocuk olur." Onu getir, eğitelim. Bizim modelimiz [Johan] Cruyff tarafından yerleştirildi, bu bir Ajax modelidir. Bu hep rondolarla [5'e 2, ortada sıçan] alakalıdır. Rondo, rondo, rondo. Her-bir-gün. Olup olabilecek en iyi idmandır. Sorumluluğu öğrenirsin ve topu kaybetmemeyi. Topu kaybedersen ortaya geçersin. Bom, bom, bom, bom, hep tek pas. Ortaya geçersen bu küçük düşürücüdür, diğerleri seni alkışlar ve sana gülerler.
Takım arkadaşın Dani Alves demişti ki, koşu yoluna pas atmazmışsınız, takım arkadaşlarınızın belli bir alana gelmek zorunda kalması için o koşuyu yapıyormuşsunuz. "Xavi" demişti, "gelecekte oynuyor."
Kolaylaştırıyorlar. Benim futbolum pas yapmaktır ama, vay, eğer bende Dani, Iniesta, Pedro, [David]Villa varsa... çok fazla seçenek var. Bazen ben bile kendi kendime düşünüyorum, bilmem kim çok sinirlenecek çünkü üç pas yaptım ama hâlâ topu ona vermedim. Bir sonrakini Dani'ye vermeliyim çünkü daha şimdiden kanattan üç kez bindirme yaptı. Leo [Messi] işin içine dahil edilmezse, canı sıkılıyor gibi oluyor... ve bir sonraki pas onun.
Stili başarının önüne çıkartarak konuşuyorsun ama bu ikisi sadece birlikte gitmekle kalmıyorlar, birlikte gitmek zorundalar, değil mi? Arsenal harika futbol oynuyor, Arsene Wenger çok saygı duyulan bir teknik adam ama yıllardır bir şey kazanmadılar. Bu Barcelona'da da olabilir mi?
Neredeyse imkansız. Eğer iki yıl kazanamadan gidersen herşey değişmeli. Ama sadece isim değiştirirsin, kimlik değil. Felsefe kaybedilemez. Taraftarlarımız oturup kontraatak kovalayacak bir takıma anlam veremezler. Maalesef, insanlar takımlara sadece başarı penceresinden bakıyorlar. Şu anda, başarı bizim yaklaşımımızı doğruladı. Mutluyum çünkü egoist bir bakış açısından, altı yıl önce benim soyum tükenmişti; benim gibi futbolcular ölüp gitmek üzereydi. Bitmişti, iki metre boyunda, güçlü, ortada, vurur, devirir, ikinci toplar, seken toplar... ama şimdi Arsenal ve Villareal'e bakıyorum ve bizim gibi oynuyorlar.
Kendini bir inancın savunucusu gibi görüyor musun? Bir idealog?
Bu veya ölümdü. Ben romantiğim. Becerinin, teknik kabiliyetin fizik kondisyondan daha değerli görülüyor olması gerçeği hoşuma gidiyor. Bunun öncelik olmasına minnettarım, öyle olmasaydı şimdiki bakış açısı olmazdı. Futbol kazanmak için oynanıyor ama bizim tatminimiz de iki katına çıkıyor. Diğer takımlar kazanıyor ve onlar da mutlu ama aynı değil. Kimlik eksikliği var. Sonuç bir futbol taklitçisi. Bazı şeyleri iyi, gerçekten iyi yapabilirsiniz - geçen sene Inter Milan'dan daha iyiydik - ama kazanamadık. Sonuçtan daha büyük şeyler var, daha çok dayanan. Bir miras. Inter Şampiyonlar Ligi'ni kazandı ama kimse onlardan bahsetmiyor. İnsanlar beni Euro 2008'de keşfetti ama ben yıllardır aynı şekilde oynuyordum. Tabii ki şu da doğru, kendime güvenim ve sakinliğim arttı. Ve bu da başarıyla geliyor.
İngiliz futbolu başka bir futbol kültürüne sarıldığı için mi başarısız?
Bu değişti; tarz biraz daha teknik. Eskiden daha doğrudandı, daha çok ikinci toplarla alakalıydı, tipik 9 numara Crouch veya Heskey'di ve futbol filan yoktu. Carragher, güm, tepede, Terry, güm, tepede. Bence değişiyor: Barry, Lampard, Gerrard, Carrick... bunlar topa iyi davranan oyuncular. Şimdi onları görüyorsun ve düşünüyorsun, Tanrım, oynamaya çalışıyorlar.
Paul Scholes için İngiliz Xavi diyebilir miyiz?
[Xavi bölüyor, neredeyse şevkle patlayarak] Paul Scholes! Rol modeli. Benim için, ve bunda ciddiyim, benim son 15, 20 senede gördüğüm en iyi merkez ortasaha oyuncusu. Xabi Alonso'yla onun hakkında konuştuk. O muhteşem, onda her şey var, son pas, gol, güçlü, topu kaybetmiyor, görüş var. İspanyol olsaydı büyük ihtimalle daha yüksek derecede değerlendirilirdi. Oyuncular onu seviyor.
İngiltere teknik oyunculara az güveniyor gibi gözüküyor.
Yazık ediyorlar. Beceri öncelik olmalı. Teknik kabiliyet. Daima, daima. Tabii ki, onsuz da kazanabilirsiniz ama farkı yaratan beceridir. Şu takımlara bakın: Juventus, farkı yaratan kim? Krasic. Del Piero. Liverpool? Gerrard veya öncesinde Torres. Beceri, beceri. Oyunculara bakıp kim en iyisi diye sorduğunuzda: Beceri. Cesc, Nasri, Ryan Giggs - o adam neşe, inanılmaz. Geriye bakınca, John Barnes'ı beğenirdim ve Chris Waddle çok iyiydi. [Ağzı açık, gözleri parlıyor] Le Tissier! Tarzları farklı olsa da Roy Keane ve Paul Ince'i de birlikteyken severdim. O United takımı çok iyiydi, benim İngiliz takımım. Her hangi bir yere gitmiş olsaydım orası olurdu.
İngiltere'de biz fiziksel oyuncuları abartıyor muyuz? Carrager dedin, Terry dedin...
Hey, bekle, dikkatli ol. Bunların temel bilgileri yüksek. Bizde Puyol var. Teknik olarak en iyisi olmayabilir ama savunma yapış şekli inanılmaz. Carragher ve Terry lazım, çok iyiler ama teknik futbola adapte olmalılar [tersi şekilde değil]. Benim için bu doğal olarak gelir - veya Messi, Iniesta veya Rooney. Diğerlerinin bunun için çalışması gerekir. Onları için kafayı kaldırıp da o pası vermek daha zordur - ama yapmak zorundalar.
Ama bir oyuncu bir kulübe önerildiğinde ilk soru "boyu kaç?"
[Villareal kanat oyuncusu] Santi Cazorla'yı gördün mü? Benim ufak olduğumu sanırsın ama o benim burama [Xavi kendi göğüs hizasını gösteriyor] geliyor. Ama çok zeki. MEssi de öyle ve dünyanın en iyi oyuncusu. Belki bu kültürdendir, bilemiyorum ama İngiltere'de siz savaşçısınız. Liverpool'u izliyorsunu ve Carragher topu kazanıyor, sonra tribünlere vuruyor ve taraftar alkışlıyor. Gümbürtü geliyor! Burada onu alkışlamazlar.
Önümüzdeki hafta Şampiyonlar Ligi son 16'da Arsenal'le oynayacaksınız, yine. Onlar farklı mı? Bir nevi Barcelona-light olduklarını söyleyebilir miyiz?
Arsenal çok iyi bir takım. Ben Arsenal'i izleyince Barça'yı görüyorum. Cesc'in oyunu taşıdığını görüyorum, Nasri, Arshavin. Onlarla bizim aramızdaki fark, bizde oynamadan önce düşünen daha çok oyuncu var. Eğitim bunun anahtarı. Bizim oyuncularımız 10 veya 12 senedir buradalar. Barça'ya ilk geldiğinizde size öğrettikleri ilk şey şudur: düşün. Düşün, düşün, düşün. Çabucak [Xavi hareketler yapmaya başlıyor, etrafına bakınıyor]. Kafanı kaldır, hareket et, gör, düşün. Topu almadan önce düşün. Bu pası alıyorsan, öbür adam boşta mı onu görmek için bak. Daha fazlasına ihtiyacı yok. O kontrol eder, bakar ve tek topta pası verir. Bazılarının iki ve üçe ihtiyacı vardır, oyunun hızına bağlı olarak, bu çok yavaş. Alves, tek pas. Iniesta, tek pas. Pique, tek pas. Busi [Busquets], ben... yedi veya sekiz oyuncu, tek pas. Hızlı. Aslına bakarsan, [altyapı hocası] Charly [Rexach] bize şöyle derdi, mig toc. Yarım dokunuş.
Arsenal-Barcelona hep Cesc Fabregas'ın geleceğiyle ilgili soruları da kışkırtır.
Ben eğer başka bir kulübe gitmiş olsaydım, düşündüğüm kulüp Barcelona olurdu - bağlantı kuvvetli. Aynısı ona da oluyor. Ama burada şöyle bir sorun var: o şimdi pahalı. Ama sanırım bir futbolcu sonunda istediği yerde bulur kendini. O da kendini burada bulmak zorunda.
Bu Arsenal taraftarının duymak istediği şey değil ve Barcelona oyuncularını, sen dahil, problemi kurcalamakla suçluyorlar. Geçen yaz Barcelona'dan geldiği iddia edilen çok fazla ifade vardı.
Gerçekten mi? Ben o sıralarda pek konuşmadım. Sanırım öylesinden hoşlanmazlardı. [Xavi duraklıyor, sessizce, biraz utanmış bir yüz ifadesiyle ekliyor.] Biliyorsunuz, futbolcular çoğu zaman düşünmez. Biz benciliz, fark etmiyoruz. Bunu söylüyorum çünkü Cesc'i düşünüyorum. O buraya gelmek istiyor. Barcelona her zaman onun rüyası oldu. Ama tabii ki o Arsenal'in kaptanı, standardı belirleyen o, lider o. Bu durum onun için boktan. Ona çok iyi davranan, ona öğreten, onu yetiştiren Wenger gibi bir hocanın altında belli bir tarzda oynuyor. Cesc'in ona saygısı var. Ben, diyelim, Blackburn'de olsaydım ayrılmak daha kolay olabilirdi. Bakın, gerçek şu ki, onun buraya gelmesini istiyorum. Tabii ki. Barcelona'nın çok net bir stili var ve pek çok oyuncu buna uymaz. Kolay değil bu. Ama Cesc mükemmel bir şekilde uyar.
Senin yerini alabilir mi, öte yandan?
Yeni oyuncuları tehdit olarak görmem; ben "Burası benim alanım" demem. Ben daha ziyade "getirin, bırakalım oynasınlar" derim. Ortada daha çok beceri olması daha iyi. Dört veya beş yıl önce [insanlar dedi ki] ben de Iniesta birlikte oynayamazmışız. Biz mi birlikte oynayamayız? Bakın sonuç ne oldu?
Geçen yıl Arsenal'i zorlanmadan yendiniz...
Evet ama bu yıl çok daha iyiler. Ben geçen sene oynamış olmamızı bizim için dezavantaj olarak görüyorum. Bize karşı [çok] fazla saygıları var. Neredeyse bize topu bıraktılar gibi oldu, top hep bizdeydi, içeride de dışarıda da. Londra'daki maç 4-0 olabilirdi, o kadar üstündük - ama 2-2 bitti. Bu yıl farklı olacak.
Kuraya tepkin ne oldu?
Ben mutlu oldum. Bunun çok iyi bir maç olacağı gerçeğinden hoşlanıyorum. Arsenal gelip seni uyuz etmeye çalışacak, maçı bozacak, oyunu bölecek bir takım değil. Chelsea olsaydı, annecim derdiniz, inisiyatifi size bırakacaklar, arkaya yaslanacaklar, kapanacaklar ve Drogba ile Malouda'yla kontraatak arayacaklar. Ama, hayır, sanırım Arsenal topu isteyecek. Daha çok oyun olacak ortada. Bir taraftar olarak ben bu maçı görmek için para verirdim. (CEM BAK BİZE DİYOR) Manchester United veya Chelsea daha tartışmalı şekillerde oynayabilirler. Topu bize bırakabilirler. Arsenal yapmayacaktır.
İngiliz futbolu seni çekiyor mu? İspanyol oyuncular delirmiş şekilde geri dönüyorlar.
İnanılmaz. Şimdi bu futbol. İngiltere gerçekten futbolun doğum yeri, kalbi ve ruhu. Eğer Barcelona Liverpool'un taraftarlarına sahip olsaydı, veya United'ın, 20 tane Şampiyonla Ligi'miz vardı, hahahaah!. Tamam, biraz abarttım ama ben bunun gibi bir şey görmedim. Liverpool'da 3-1 kazandık bir keresinde ve sahadan ayrılırken iki taraf da alkışlandı. İngiltere'de futbolculara saygı daha çok, oyun daha asil ve daha az hile var. Oraya giden her İspanyol seviyor ve daha iyi bir oyuncu olarak geri dönüyorlar. Ben burayı bıraksam gideceğim yer İngiltere olabilir.
Final Wembley'de, ve bu durum finali Barcelona için daha özel kılıyor, değil mi? Geçen yıl özeldi çünkü Bernabeu'daydı ama Wembley de Rüya Takımı'nın bir Avrupa Kupası. Ve bu yıl sanki siz hep onlarla karşılaştırıldınız.
In 1992, I was 12 and my brothers went but my parents wouldn't let me. I was in tears but it made no difference. I'd love to play at Wembley. It's special for Barça – and for everyone in football. Last year was more morbosa [about the rivalry with Real Madrid, almost a little dirty, titillating]. This year is more nostalgic, more classic. And I'm more of a nostalgic. Me? I'm a romantic.
1992'de ben 12 yaşındaydım ve ağabeylerim gitti ama ailem beni göndermemişti. Göz yaşları içerisindeydim ama fark etmedi. Wembley'de oynamayı çok isterim. Barça için özel - ve futboldaki herkes için. Geçen yıl hadise daha çok bizim aramızdaki çekişmeyle alakalıydı. Bu yıl daha nostaljik, daha klasik. Ve ben daha nostaljik biriyim. Ben? Ben bir romantiğim.
Kulüp kariyeri
Barcelona'nın altyapı sistemine 11 yaşında girdi ve 18 yaşında 1998 İspanyol Süper Kupa finalinde gollü bir giriş yaptı. Kulüp için 557 kez forma giydi, 56 gol attı.
Goller/maçlar
1997-2000 Barcelona B 61/4
1998- Barcelona 557/56
Onurlar
2 Şampiyonlar Ligi 2006, 2009
1 Kulüpler Dünya Şampiyonluğu 2009
5 La Liga şampiyonluğu 1999, 2005, 2006, 2009, 2010
1 İspanya Kupası 2009
4 İspanya Süper Kupası 2005, 2006, 2009, 2010
1 UEFA Süper Kupası 2009
Uluslararası kariyeri
U-17'den U-23'e kadar İspanya'yı her seviyede temsil etti, A takım formasıyla ilk maçına 2000 yılında 20 yaşında çıktı. 99 maçta sekiz gol attı. Ayrıca Katalunya milli takımıyla da sekiz maçta iki golü var.
Goller/maçlar
İspanya 99/8
Katalunya 8/2
Onurlar
1 Dünya Kupası 2010
1 Avrupa Şampiyonası 2008
1 U-20 Dünya Kupası 1999
Olimpik gümüş madalya 2000
Kişisel kariyeri
Dünyanın en iyi oyun kurucusu, son Dünya Kupası'nda kendisinden sonra en çok pas yapan oyuncudan 104 pas daha fazlasını yaptı. Son iki sezonda La Liga ve Şampiyonlar Ligi'nde her hangi bir oyuncudan daha fazla asist yaptı.
Ödülleri
Avrupa Şampiyonası, Turnuvanın En İyi Oyuncusu 2008
Şampiyonlar Ligi Finali, Maçın Adamı 2009
FIFA Dünya Kupası, All-Star Takımı 2010
FIFA Yılın Takımı 2008, 2009, 2010
UEFA Yılın Takımı 2008, 2009, 2010
Altın Top Ödülü Üçüncülüğü 2009, 2010
La Liga Yılın Oyuncusu 2005
Ben bir romantiğim diyor Xavi, Barcelona ve İspanya'nın gözbebeği.
Önümüzdeki hafta Barça'yla Arsenal'e konuk olacak olan Xavi'yle futbol eğitimi, Cesc Fabregas ve Paul Scholes'un büyüklüğü üzerine

Pek çok insan Barcelona'nın geçen Kasım ayında Real Madrid karşısında aldığı 5-0'lık galibiyeti tüm zamanların en iyi performansı olarak tanımladı. Wayne Rooney bile maçı izlediği oturma odasında ayakta alkışladığını itiraf etti.
[Xavi'nin yüzü aydınlanıyor] Gerçekten mi? Rooney? Gurur duydum. Rooney, vay! Rooney sıradışı, o Barcelona için oynayabilir. İnsanlar "Xavi Rooney'nin Barcelona'ya geleceğini söyledi" diyien manşetleri hayal etmeye başlamadan, ki çok isterdim, asıl demek istediğim o tam bizlik bir oyuncu. O maç harikaydı, benim oynadıklarımın en iyisiydi. Üstünlük hissi inanılmazdı, hem de Real Madrid'e karşı! Topa dokunmadılar. Annecim, ne maçtı! Soyunma odasında biz de kendimizi ayakta alkışladık.
Barcelona'nın topa hakimiyeti konusundaki üstünlüğünden bahsediyorsun. Şimdiye kadar Barcelona ve İspanya milli takımları dışında, bu kadar net bir şekilde, iyi veya kötü, kimlikle bağdaşmış takım görmediğimizi söylemeden edemiyoruz. Tamamen topa sahip olmakla alakalı. Ve bu sizin kimliğiniz, ve bu artık iyice üstünlük kurmaya dönüştü.
Şu anda dünya futbolu için referans noktasının Barcelona olması, İspanya olması gerçekten iyi. Bu bizim olduğu için değil ama öyle olduğu için. Çünkü bu hücum futbolu, tartışmaya açık değil, beklemiyoruz. Baskı kuruyorsun, topa sahip olmak istiyorsun, hücum etmek istiyorsun. Bazı takımlar paslaşmıyor veya paslaşamıyor. Ne için oynuyorsunuz ki o zaman? Amacınız ne? Bu futbol değil. Kombine et, topu gezdir. Futbol bu, en azından benim için. Başka hocalar için, bilmiyorum, mesela [Javier] Clemente için veya [Fabio] Capello için başka bir tür futbol var. Ama şimdi Barcelona'nın stilinin model alınıyor olması ve onlarınkinin alınmıyor olması iyi bir şey.
Ama kimileri İspanya'nın Dünya Kupası'nda sıkıcı olduğunu iddia ettiler. 1-0 kazanıp durdunuz.
Bu tepe taklak. Sıkıcı olan biz değildik, rakip takımlardı. Hollanda neyi aradı? Penaltıları. Veya kontraatakta [Arjen] Robben'i. Güm, güm, güm. Tabii ki sıkıcıydık, rakipler o hale getirdi. Paraguay? Ne yaptılar? Gerçekten çok iyi bir savunma sistemi kurdular ve şansın onlara gelmesini beklediler, duran toplardan. Havadan gelsin, seker, boş top. Arkanda iki metre boyunda bir adam varsa ve o senin tependeyse bu insanların tahmin edebildiğinden daha zordur.
Peki çözüm ne?
Hızlı düşün, boşlukları ara. Benim yaptığım bu, boşlukları aramak. Bütün gün. Daima bakıyorum, bütün gün, bütün gün. [Xavi etrafa bakıyormuş gibi hareketler yapıyor, kafasını sağa sola oynatıyor]. Burası? Hayır. Orası? Hayır. Oynamamış olanlar her zaman ne kadar zor olduğunu anlayamıyor. Boşluk, boşluk, boşluk. PlayStation'da olmak gibi. Ben düşünüyorum da, kahretsin, savunma burada, oraya oyna. Boşluğu görüyorum ve pası veriyorum. Yaptığım bu.
Bu Barcelona modelinin yüreğinde ve kulüp içerisinde hep bu var değil mi? Madrid'i yendiğinizde ilk onbirinizdeki sekiz oyuncu altyapı ürünüydü ve bu senenin Altın Top ödüllerinin üç finalisti de yine öyle, Lionel Messi, Andres Iniesta ve sen.
Bazı gençlik akademileri kazanmayı umursar, biz eğitimi umursarız. Kafasını kaldırıp pası ilk seferinde gönderen bir çocuk görürsün, bom, ve düşünürsün 'Evet, bu çocuk olur." Onu getir, eğitelim. Bizim modelimiz [Johan] Cruyff tarafından yerleştirildi, bu bir Ajax modelidir. Bu hep rondolarla [5'e 2, ortada sıçan] alakalıdır. Rondo, rondo, rondo. Her-bir-gün. Olup olabilecek en iyi idmandır. Sorumluluğu öğrenirsin ve topu kaybetmemeyi. Topu kaybedersen ortaya geçersin. Bom, bom, bom, bom, hep tek pas. Ortaya geçersen bu küçük düşürücüdür, diğerleri seni alkışlar ve sana gülerler.
Takım arkadaşın Dani Alves demişti ki, koşu yoluna pas atmazmışsınız, takım arkadaşlarınızın belli bir alana gelmek zorunda kalması için o koşuyu yapıyormuşsunuz. "Xavi" demişti, "gelecekte oynuyor."
Kolaylaştırıyorlar. Benim futbolum pas yapmaktır ama, vay, eğer bende Dani, Iniesta, Pedro, [David]Villa varsa... çok fazla seçenek var. Bazen ben bile kendi kendime düşünüyorum, bilmem kim çok sinirlenecek çünkü üç pas yaptım ama hâlâ topu ona vermedim. Bir sonrakini Dani'ye vermeliyim çünkü daha şimdiden kanattan üç kez bindirme yaptı. Leo [Messi] işin içine dahil edilmezse, canı sıkılıyor gibi oluyor... ve bir sonraki pas onun.
Stili başarının önüne çıkartarak konuşuyorsun ama bu ikisi sadece birlikte gitmekle kalmıyorlar, birlikte gitmek zorundalar, değil mi? Arsenal harika futbol oynuyor, Arsene Wenger çok saygı duyulan bir teknik adam ama yıllardır bir şey kazanmadılar. Bu Barcelona'da da olabilir mi?
Neredeyse imkansız. Eğer iki yıl kazanamadan gidersen herşey değişmeli. Ama sadece isim değiştirirsin, kimlik değil. Felsefe kaybedilemez. Taraftarlarımız oturup kontraatak kovalayacak bir takıma anlam veremezler. Maalesef, insanlar takımlara sadece başarı penceresinden bakıyorlar. Şu anda, başarı bizim yaklaşımımızı doğruladı. Mutluyum çünkü egoist bir bakış açısından, altı yıl önce benim soyum tükenmişti; benim gibi futbolcular ölüp gitmek üzereydi. Bitmişti, iki metre boyunda, güçlü, ortada, vurur, devirir, ikinci toplar, seken toplar... ama şimdi Arsenal ve Villareal'e bakıyorum ve bizim gibi oynuyorlar.
Kendini bir inancın savunucusu gibi görüyor musun? Bir idealog?
Bu veya ölümdü. Ben romantiğim. Becerinin, teknik kabiliyetin fizik kondisyondan daha değerli görülüyor olması gerçeği hoşuma gidiyor. Bunun öncelik olmasına minnettarım, öyle olmasaydı şimdiki bakış açısı olmazdı. Futbol kazanmak için oynanıyor ama bizim tatminimiz de iki katına çıkıyor. Diğer takımlar kazanıyor ve onlar da mutlu ama aynı değil. Kimlik eksikliği var. Sonuç bir futbol taklitçisi. Bazı şeyleri iyi, gerçekten iyi yapabilirsiniz - geçen sene Inter Milan'dan daha iyiydik - ama kazanamadık. Sonuçtan daha büyük şeyler var, daha çok dayanan. Bir miras. Inter Şampiyonlar Ligi'ni kazandı ama kimse onlardan bahsetmiyor. İnsanlar beni Euro 2008'de keşfetti ama ben yıllardır aynı şekilde oynuyordum. Tabii ki şu da doğru, kendime güvenim ve sakinliğim arttı. Ve bu da başarıyla geliyor.
İngiliz futbolu başka bir futbol kültürüne sarıldığı için mi başarısız?
Bu değişti; tarz biraz daha teknik. Eskiden daha doğrudandı, daha çok ikinci toplarla alakalıydı, tipik 9 numara Crouch veya Heskey'di ve futbol filan yoktu. Carragher, güm, tepede, Terry, güm, tepede. Bence değişiyor: Barry, Lampard, Gerrard, Carrick... bunlar topa iyi davranan oyuncular. Şimdi onları görüyorsun ve düşünüyorsun, Tanrım, oynamaya çalışıyorlar.
Paul Scholes için İngiliz Xavi diyebilir miyiz?
[Xavi bölüyor, neredeyse şevkle patlayarak] Paul Scholes! Rol modeli. Benim için, ve bunda ciddiyim, benim son 15, 20 senede gördüğüm en iyi merkez ortasaha oyuncusu. Xabi Alonso'yla onun hakkında konuştuk. O muhteşem, onda her şey var, son pas, gol, güçlü, topu kaybetmiyor, görüş var. İspanyol olsaydı büyük ihtimalle daha yüksek derecede değerlendirilirdi. Oyuncular onu seviyor.
İngiltere teknik oyunculara az güveniyor gibi gözüküyor.
Yazık ediyorlar. Beceri öncelik olmalı. Teknik kabiliyet. Daima, daima. Tabii ki, onsuz da kazanabilirsiniz ama farkı yaratan beceridir. Şu takımlara bakın: Juventus, farkı yaratan kim? Krasic. Del Piero. Liverpool? Gerrard veya öncesinde Torres. Beceri, beceri. Oyunculara bakıp kim en iyisi diye sorduğunuzda: Beceri. Cesc, Nasri, Ryan Giggs - o adam neşe, inanılmaz. Geriye bakınca, John Barnes'ı beğenirdim ve Chris Waddle çok iyiydi. [Ağzı açık, gözleri parlıyor] Le Tissier! Tarzları farklı olsa da Roy Keane ve Paul Ince'i de birlikteyken severdim. O United takımı çok iyiydi, benim İngiliz takımım. Her hangi bir yere gitmiş olsaydım orası olurdu.
İngiltere'de biz fiziksel oyuncuları abartıyor muyuz? Carrager dedin, Terry dedin...
Hey, bekle, dikkatli ol. Bunların temel bilgileri yüksek. Bizde Puyol var. Teknik olarak en iyisi olmayabilir ama savunma yapış şekli inanılmaz. Carragher ve Terry lazım, çok iyiler ama teknik futbola adapte olmalılar [tersi şekilde değil]. Benim için bu doğal olarak gelir - veya Messi, Iniesta veya Rooney. Diğerlerinin bunun için çalışması gerekir. Onları için kafayı kaldırıp da o pası vermek daha zordur - ama yapmak zorundalar.
Ama bir oyuncu bir kulübe önerildiğinde ilk soru "boyu kaç?"
[Villareal kanat oyuncusu] Santi Cazorla'yı gördün mü? Benim ufak olduğumu sanırsın ama o benim burama [Xavi kendi göğüs hizasını gösteriyor] geliyor. Ama çok zeki. MEssi de öyle ve dünyanın en iyi oyuncusu. Belki bu kültürdendir, bilemiyorum ama İngiltere'de siz savaşçısınız. Liverpool'u izliyorsunu ve Carragher topu kazanıyor, sonra tribünlere vuruyor ve taraftar alkışlıyor. Gümbürtü geliyor! Burada onu alkışlamazlar.
Önümüzdeki hafta Şampiyonlar Ligi son 16'da Arsenal'le oynayacaksınız, yine. Onlar farklı mı? Bir nevi Barcelona-light olduklarını söyleyebilir miyiz?
Arsenal çok iyi bir takım. Ben Arsenal'i izleyince Barça'yı görüyorum. Cesc'in oyunu taşıdığını görüyorum, Nasri, Arshavin. Onlarla bizim aramızdaki fark, bizde oynamadan önce düşünen daha çok oyuncu var. Eğitim bunun anahtarı. Bizim oyuncularımız 10 veya 12 senedir buradalar. Barça'ya ilk geldiğinizde size öğrettikleri ilk şey şudur: düşün. Düşün, düşün, düşün. Çabucak [Xavi hareketler yapmaya başlıyor, etrafına bakınıyor]. Kafanı kaldır, hareket et, gör, düşün. Topu almadan önce düşün. Bu pası alıyorsan, öbür adam boşta mı onu görmek için bak. Daha fazlasına ihtiyacı yok. O kontrol eder, bakar ve tek topta pası verir. Bazılarının iki ve üçe ihtiyacı vardır, oyunun hızına bağlı olarak, bu çok yavaş. Alves, tek pas. Iniesta, tek pas. Pique, tek pas. Busi [Busquets], ben... yedi veya sekiz oyuncu, tek pas. Hızlı. Aslına bakarsan, [altyapı hocası] Charly [Rexach] bize şöyle derdi, mig toc. Yarım dokunuş.
Arsenal-Barcelona hep Cesc Fabregas'ın geleceğiyle ilgili soruları da kışkırtır.
Ben eğer başka bir kulübe gitmiş olsaydım, düşündüğüm kulüp Barcelona olurdu - bağlantı kuvvetli. Aynısı ona da oluyor. Ama burada şöyle bir sorun var: o şimdi pahalı. Ama sanırım bir futbolcu sonunda istediği yerde bulur kendini. O da kendini burada bulmak zorunda.
Bu Arsenal taraftarının duymak istediği şey değil ve Barcelona oyuncularını, sen dahil, problemi kurcalamakla suçluyorlar. Geçen yaz Barcelona'dan geldiği iddia edilen çok fazla ifade vardı.
Gerçekten mi? Ben o sıralarda pek konuşmadım. Sanırım öylesinden hoşlanmazlardı. [Xavi duraklıyor, sessizce, biraz utanmış bir yüz ifadesiyle ekliyor.] Biliyorsunuz, futbolcular çoğu zaman düşünmez. Biz benciliz, fark etmiyoruz. Bunu söylüyorum çünkü Cesc'i düşünüyorum. O buraya gelmek istiyor. Barcelona her zaman onun rüyası oldu. Ama tabii ki o Arsenal'in kaptanı, standardı belirleyen o, lider o. Bu durum onun için boktan. Ona çok iyi davranan, ona öğreten, onu yetiştiren Wenger gibi bir hocanın altında belli bir tarzda oynuyor. Cesc'in ona saygısı var. Ben, diyelim, Blackburn'de olsaydım ayrılmak daha kolay olabilirdi. Bakın, gerçek şu ki, onun buraya gelmesini istiyorum. Tabii ki. Barcelona'nın çok net bir stili var ve pek çok oyuncu buna uymaz. Kolay değil bu. Ama Cesc mükemmel bir şekilde uyar.
Senin yerini alabilir mi, öte yandan?
Yeni oyuncuları tehdit olarak görmem; ben "Burası benim alanım" demem. Ben daha ziyade "getirin, bırakalım oynasınlar" derim. Ortada daha çok beceri olması daha iyi. Dört veya beş yıl önce [insanlar dedi ki] ben de Iniesta birlikte oynayamazmışız. Biz mi birlikte oynayamayız? Bakın sonuç ne oldu?
Geçen yıl Arsenal'i zorlanmadan yendiniz...
Evet ama bu yıl çok daha iyiler. Ben geçen sene oynamış olmamızı bizim için dezavantaj olarak görüyorum. Bize karşı [çok] fazla saygıları var. Neredeyse bize topu bıraktılar gibi oldu, top hep bizdeydi, içeride de dışarıda da. Londra'daki maç 4-0 olabilirdi, o kadar üstündük - ama 2-2 bitti. Bu yıl farklı olacak.
Kuraya tepkin ne oldu?
Ben mutlu oldum. Bunun çok iyi bir maç olacağı gerçeğinden hoşlanıyorum. Arsenal gelip seni uyuz etmeye çalışacak, maçı bozacak, oyunu bölecek bir takım değil. Chelsea olsaydı, annecim derdiniz, inisiyatifi size bırakacaklar, arkaya yaslanacaklar, kapanacaklar ve Drogba ile Malouda'yla kontraatak arayacaklar. Ama, hayır, sanırım Arsenal topu isteyecek. Daha çok oyun olacak ortada. Bir taraftar olarak ben bu maçı görmek için para verirdim. (CEM BAK BİZE DİYOR) Manchester United veya Chelsea daha tartışmalı şekillerde oynayabilirler. Topu bize bırakabilirler. Arsenal yapmayacaktır.
İngiliz futbolu seni çekiyor mu? İspanyol oyuncular delirmiş şekilde geri dönüyorlar.
İnanılmaz. Şimdi bu futbol. İngiltere gerçekten futbolun doğum yeri, kalbi ve ruhu. Eğer Barcelona Liverpool'un taraftarlarına sahip olsaydı, veya United'ın, 20 tane Şampiyonla Ligi'miz vardı, hahahaah!. Tamam, biraz abarttım ama ben bunun gibi bir şey görmedim. Liverpool'da 3-1 kazandık bir keresinde ve sahadan ayrılırken iki taraf da alkışlandı. İngiltere'de futbolculara saygı daha çok, oyun daha asil ve daha az hile var. Oraya giden her İspanyol seviyor ve daha iyi bir oyuncu olarak geri dönüyorlar. Ben burayı bıraksam gideceğim yer İngiltere olabilir.
Final Wembley'de, ve bu durum finali Barcelona için daha özel kılıyor, değil mi? Geçen yıl özeldi çünkü Bernabeu'daydı ama Wembley de Rüya Takımı'nın bir Avrupa Kupası. Ve bu yıl sanki siz hep onlarla karşılaştırıldınız.
In 1992, I was 12 and my brothers went but my parents wouldn't let me. I was in tears but it made no difference. I'd love to play at Wembley. It's special for Barça – and for everyone in football. Last year was more morbosa [about the rivalry with Real Madrid, almost a little dirty, titillating]. This year is more nostalgic, more classic. And I'm more of a nostalgic. Me? I'm a romantic.
1992'de ben 12 yaşındaydım ve ağabeylerim gitti ama ailem beni göndermemişti. Göz yaşları içerisindeydim ama fark etmedi. Wembley'de oynamayı çok isterim. Barça için özel - ve futboldaki herkes için. Geçen yıl hadise daha çok bizim aramızdaki çekişmeyle alakalıydı. Bu yıl daha nostaljik, daha klasik. Ve ben daha nostaljik biriyim. Ben? Ben bir romantiğim.
Kulüp kariyeri
Barcelona'nın altyapı sistemine 11 yaşında girdi ve 18 yaşında 1998 İspanyol Süper Kupa finalinde gollü bir giriş yaptı. Kulüp için 557 kez forma giydi, 56 gol attı.
Goller/maçlar
1997-2000 Barcelona B 61/4
1998- Barcelona 557/56
Onurlar
2 Şampiyonlar Ligi 2006, 2009
1 Kulüpler Dünya Şampiyonluğu 2009
5 La Liga şampiyonluğu 1999, 2005, 2006, 2009, 2010
1 İspanya Kupası 2009
4 İspanya Süper Kupası 2005, 2006, 2009, 2010
1 UEFA Süper Kupası 2009
Uluslararası kariyeri
U-17'den U-23'e kadar İspanya'yı her seviyede temsil etti, A takım formasıyla ilk maçına 2000 yılında 20 yaşında çıktı. 99 maçta sekiz gol attı. Ayrıca Katalunya milli takımıyla da sekiz maçta iki golü var.
Goller/maçlar
İspanya 99/8
Katalunya 8/2
Onurlar
1 Dünya Kupası 2010
1 Avrupa Şampiyonası 2008
1 U-20 Dünya Kupası 1999
Olimpik gümüş madalya 2000
Kişisel kariyeri
Dünyanın en iyi oyun kurucusu, son Dünya Kupası'nda kendisinden sonra en çok pas yapan oyuncudan 104 pas daha fazlasını yaptı. Son iki sezonda La Liga ve Şampiyonlar Ligi'nde her hangi bir oyuncudan daha fazla asist yaptı.
Ödülleri
Avrupa Şampiyonası, Turnuvanın En İyi Oyuncusu 2008
Şampiyonlar Ligi Finali, Maçın Adamı 2009
FIFA Dünya Kupası, All-Star Takımı 2010
FIFA Yılın Takımı 2008, 2009, 2010
UEFA Yılın Takımı 2008, 2009, 2010
Altın Top Ödülü Üçüncülüğü 2009, 2010
La Liga Yılın Oyuncusu 2005
10 Şubat 2011 Perşembe
RELEASE THE GRACKEN
benden 2 ay küçük amerikalı,
nerdrage'in yaşam bulduğu vücut,
Evil Genuises guildinin fahri kaptanı
EG_Idra'ya, saygılarımı sunuyorum.
http://www.teamliquid.net/forum/viewmessage.php?topic_id=185345
nerdrage'in yaşam bulduğu vücut,
Evil Genuises guildinin fahri kaptanı
EG_Idra'ya, saygılarımı sunuyorum.
http://www.teamliquid.net/forum/viewmessage.php?topic_id=185345
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
