Blur çok güzel bir grup bence. Kabul ediyorum, üst üste dinleyince sıkılabiliyor insan biraz. Blur misyonerliği yapmak istemiyorum artık daha fazla kaldıramayacağım..
Beni Blur'a bağlayan şarkı Charmless Man sözlerini aktarıyorum öncelikle.
I met him in a crowded room
Where people go to drink away their gloom
He sat me down and so began
The story of a charmless man
Educated the expensive way
He knows his claret from a beaujolais*
I think he'd like to have been Ronnie Kray**
But then nature didn't make him that way
*:Fransız orijinli bir şarap türü.
**: Ünlü bir ingiliz haydutmuş bu da.
Stereotiplik konusunda garip izlenimler edinmeye başladım. Hayatı bir kaç katmana ayırıyorum ben genelde, dokunduklarım, dokunamadıklarım, hayatta dokunamayacaklarım, dokunsam ne olacak ki lan,lar gibi. Ama hani sahip olmak değil bu, örnekliyorum. Eskiden oyunlarda etkileşime giremediğimiz binalar, arasından geçemediğimiz ağaçlar falan olurdu. Hani anlardık haritanın orada bittiğini. Aynen o şekilde ben minibüsteki yolculuğumun ani bir fren yapılmaması durumunda 2 m^2 lik yer içinde sonlanacağını, etrafımdaki insanların da dekor gibi sadece uzaktan gözlemleyebileceğimi düşünüyorum hep. (Hazan'a gönderme yapiyorum müsaadenizle: AĞAÇLARA SARILMAK)
Hayatın içindeki bu garip tekdüze dekorların en barizi, stadyumlar. Ya ne olacaktı, takımlarının formasını giyiyor insanlar atkılar bilmemne "TRÜBÜÜNLER SARI LACIVERT SAYIN SEYERCELAEEER" aynı şarkıyı söylüyorlar hayat çok güzel. Futbol takımı tutmanın insana getirdiği aidiyet-tatmin duygusundan bahsetmek istemiyorum bile, sadece görüntü olarak komik. Mantıksız değil kesinlikle, ama komik düşününce hani o kadar insan aynı tipte gelmiş oraya tek vücud ya allah bismillah, sürü hatta direk koooccaman bir insan sürüsü.
hemneoöyleyirmiikiadambirtopun.
Aynı tekdüzeliği günlük hayatta aradığım zaman çok sıradan şeylerin içinde beliriyor, belki görmek istediğimden. Ayrıca küçükken ekstradan "(dış görünüşle alakalı olarak) bütün insanlar toplamda 100 kadar template üzerine farklılaşıyor bence." gibi tezlerim vardı. Şu anda da içimdeki o müthiş isyan durumlarından ötürü minibüste HEPİNİZ AYNISINIZ HEPİNİZİN YERİNE SİZİN YAPTIKLARINIZIN AYNILARINI YAPACAK ZİLYON TANE İNSAN GEÇEBİLİR, PİÇLER diye bağırasım geliyor.
Kanıtlarım var ulan ayrıca bi an durdum okudum şu ana kadar yazdıklarımı da. Mesela; geçenlerde minibüsteyken bir kadın bindi. 40 45 yaşlarında 1.60 boyunda, sarışın mavi gözlü, hafif toplu, muhtemelen öğretmen veya bir masabaşı işte çalışan bir kadın. Genelde arkada oturuyorlar, bu teyzeler. Şimdi kadın bindiği anda kendi kendime dedim ki "iyi de bizim arkada oturan aynı tipli kadınımız var ki -minibüs olarak-" sonra kadın 'bi ataşehir' uzattı, adam geri verdi parayı "ablacım kozyatağı bu, arkadaki araba" diye. AMA BEN BİLİYORUM "ABLACIM BİZDE VAR SARIŞIN 1.60 BOYLARINDA HAYATTAN BEZMİŞ KADINIMIZ, HAYDİ BAŞKA ARABAYA" DEMEK İSTEDİ.
Çok sık vapur kullandığımız dönem yaptığımız bir tespit var Alicancığımla mesela ben bunu baya seviyorum. 60-70 yaşlarında, herhangi bir denizle alakalı firmanın şapkası var kafada. (Yani şapkanın üstünde çapa, dümen, gemi, köpek balığı falan var.) Elde ilaç torbası, genelde vapura ilk binen ve 4 lü 6 lı oturma bölgelerinin en köşesinde oturan amcalar bunlar.
30-40 yaş arası, şirketten tanıştığı dünyalar çirkini kadına yaranmak için yapmadığı şebeklik kalmayan ortayaş apache'leri var mesela. Bak mesela bunların minibüste birden fazla kontenjanı var sanırım çünkü geçenlerde 3 çift vardı böyle, bir çift karfurda, diğer ikisi optimumda indi. Alışveriş merkezlerinde takılıyorlar bence saray muhallebicisi, sultanahmet köftecisi, yemek katının kendi içindeki en pahalı ve fastfoodolmayan restoranında oturuyorlar, adam hesabı öderken kadın "a-aa, olur mu öyle şey?" diyor ama bir şekilde ısrar etmiyor iyi bari Yılmaz beyciğim.. diye ödüyor adam, yazık ona da.
25-30 yaş arası, kendi parasını kendi kazanmaya yeni yeni başlamış kız/kadınlar var mesela bunlar da çok enteresan. Genelde çeşitli minibüs apaçileri, veya ortayaşapaçileri tarafından sanki ertesi gün de aynı minibüs hattında buluşulacakmış da, numarasını falan alacakmışçasına yer veriliyorlar. Mesela 92 yaşında Kurtuluş Savaşı Gazisi biniyor minibüse, zerre sikine sallamıyor onu veya "amcacım geç bari iyi bari fseeh.." diye yer veriyor, ama bu kızlardan biri binince "Hanımefendi buyurmaz mısınız? *clark çek*", sonra tepesinde dikilmece.
Bu var mesela, aklıma gelmişken ekleyeyim dedim.
Umut sarıkaya tespitleri yeter bu kadar amk.
Aynı stereotipleri okulda gördüğüm zaman, dayanamıyorum.
P&G SEMİNERİ VE BUSİNESS SCHOOL VE BİR ŞEYLER DAHA ÇOK SERTİFİKA VE KARİYER VE SEMİNER VE İŞ PARA KAZANMAK [İletişim için GSÜ kapitalizm kulübü temsilcileri: İbrahim ÜZÜLMEZ (538 555 42 14) ve Haydar ALIYEV (+21 567 543 23 4221).]
Etrafta farklı olmak için götünü verecek insanlar var. -hatta direk veren de vardır eminim de- Yani bir yandan hak veriyorum, öte yandan onlar da kendi köşelerinde farkında olmadan stereotipleşmiş? Bu kariyer bilmemne konularında özellikle, her yerde her okulda böyle sırf CV ye yazacak diye seminere gidenler, sırf CV ye yazacak diye seminer temsilcisi olanlar, sırf CV ye yazacak diye ÜNİVERSİTE OKUYAN VAR LAN, CV ME YAZARIM AMK DİYOR ADAM***.
Her yerdeler ulan vallahi çok garip. Artık nasıl bir çocukluk travması geçirdiysem kendimi herhangi bir şekilde stereotipleşmiş görmekten o kadar korkuyorum ki, seminere gidip kötü hissediyorum kendimi. Hani ne anladığımı, ne işime yarayacağı falan hiç irdelemeden, direk kötü hissediyorum. Sokakta bana toplantı salonu fayansı gösterseniz düşüp bayılacağım "ay beni seminer tutar" diye resmen. Belki bu yolu kendim seçmiş gibi hissetmediğim içindir, bilemiyorum artık. Kendime dışardan baktığım zaman, minibüsteki diğer insanlar için bir dekorum. Benim gibi onlar da bana dokunamıyorlar, belki birilerine benzetiyorlar, hiç olmadı kuzenlerine yeğenlerine falan en fazla. Bu artık sistemin bir çarkı olmak endişesi de değil, 'nasıl bir toplumun başarılı üyesi olmaya çalışıyorum' endişesine dönüşüyor.
Beni bırak, farkında bile değiller, her akşam izledikleri dizi, her haftasonu izledikleri maçlar, filmler, çalıştıkları yerler çoğu zaman yalnız yaşadıkları bir odanın duvarlarına asılmış posterler gibi. Çoğu insan etki etmiyor çevresine ve habire etki edemeyeceği şeyleri sokuyor hayatına, onlarla uyuşturuyor beynini ufak ufak.
Şimdi Tolga diyecek ki ulan nerden biliyorsun adam motorda giderken nasıl kanıtlasın kendini sana. Yok ama öyle değil, biliyorsun bir şekilde belli oluyor. Onlar nasıl benim için dekorlarsa ve etkileşime girmiyorsam onların da etki etmedikleri, edemedikleri gümrah gümrah dekor var etraflarında. Zerre kadar beyni olmayıp da sadece bir özgüvenle "müdahale edebilen", a.k.a "ağzı laf yapan" insanlar bile normalden bir adım öndeler.
Muhtemelen yine dağınık geldim şu ana kadar ama stereotiplikle modern hayat arasındaki bağlantıyı kısaca şu şekilde kuruyorum ben: Çok fazla farklı insan yok etrafta, insanı farklılaştıran şeyler minibüste motorda dışardan gözlemlenebilecek şeyler olmasa da çoğu insan tam tersine minibüste motorda gözlemlenebilecek şeylerle yaratıyor kendini. Günümüzde insanlar ne yaptıklarıyla değil, neye sahip olduklarıyla yargılanıyorlar, en basiti.
Adler hocamın bir tezi var. -"Hayatın Anlamı ve Amacı" diye hayatımda "Allah Var" dan sonra gördüğüm en iddialı isimli kitabı yazan adam bu- Insan hayatında yapılması gereken 3 temel şey var, diye. Kendini yetiştirip kişilik ve bilgi olarak kendine bir şeyler katıp hayatını kazanabileceğin bir meslek edinmek, ilki. Sosyalleşmek ve diğer insanlarla bazı şeyleri paylaşmak, izole olmamak, ikincisi. Üçüncüsü de mutlu bir yuva kurmak. Bunların hepsi çok tekdüze geliyor ama teker teker hepsine anlamlarını katacak olan insanın kendisidir, dünyaya gelmiş kaç tane insan varsa o kadar farklı insan vardır ve kimse bunlara kendince anlam katmadan yaşayamamıştır, diyor. Çünkü insan, yaptığı şeylere anlam verebilen tek yaratık dünya üzerinde ve bunu yapmazsa anlamsızlığa sürüklenir -eheh doğal olarak- ve buna:
a)Cem yorumu: GEREK YOK AMK
b)Alfred yorumu: GEREK YOK AMK, hay yaşa. Ama para falan derken anlamını kaybetmesin de bazı şeyler, aradan kaçmasın. Insan kendi doğrularını yaratsın bi zahmet artık yani yuh koca adamsın.
Neyse başlıkla ilgili bir de aforizma sıçayım kapamadan: modern toplumda insanlar akvaryumlarda yaşıyorlar ve diğerlerinin akvaryumlarına sadece camları değiyor. Aralarda zıplayabilen fazla insan yok, influence dediğimiz şey bu yüzden Fm de kaptan seçerken önemli.
***:selam.


öncelikle, bu sorunuz için çok teşekkür ederim. ve ben de, şöyle bir maniyle cevap vermek isterim: http://www.youtube.com/watch?v=Xqp1U6RoQaw&feature=related
YanıtlaSilcem ben 24 dakika falan yorum yazdım sonra bir sorun çıktı gitti bütün yorum, o yüzden yüzyüze görüştüğümüzde fikirlerimi söyleyeceğim. öpüyorum cnmss.
YanıtlaSil