Domates yiyin, bırakın çekirdekleri yanağınızdan aksın. Hayır domates yemek utanılacak bir şey değil. (Bu arada şöyle bir şey var)

26 Aralık 2010 Pazar

blogging with myself

tolga caner'le şimdi şöyle'den hepinize meraba. naber? umarım iyisinizdir. iyisiniz iyisiniz aslan gibisiniz maaşallah. biraz kilo mu aldınız? yoksa boyunuz mu kısaldı? saçınız da pek çirkin olmuş hayırdır? sanki biraz da aptal bakıyorsunuz. bilgisayar insanları aptallaştırıyor mu? artık öyle sanırım. eskiden televizyon aptallaştırırmış insanları. aptal kutusu derlermiş hatta. sonra aptallar televizyondan sıkılıp bilgisayarı keşfetmişler ve işte bugünkü sodfjldsfgndfskjl amaaan bugün bu salak konudan bahsetmiyorum. ne haliniz varsa görün ister facebooktan birbirinize inek hediye edin, ister twitter'dan birilerini takip edin, ister geçen gün arkadaş partisinde gördüğünüz kızın\erkeğin fotoğrafını arayın. vallahi umrumda değil.

benim aklıma başka bir şey takıldı. eczaneden beyaz reçete olmadan antidepresan alınması ne enteresan di mi? ama yok bu takılmadı. bu sadece enteresan. takılacak bir şey yok. aklıma takılan şey dexter'ın söylediği şu söz:

“They make it look so easy. Connecting with another human being. It’s like no one told them it’s the hardest thing in the world.”



biriyle iletişim kurmak. ne kadar zor olabilir ki? herkesle durmadan iletişim içindeyim. arkadaşlarım var, 4 harfli arkadaşlarım da var, 3 harfliler de var. çekoslovakyalı arkadaşlarım da var ama onlar kaç harfli sayamıyorum. ailem var, köpeğim var. iletişim kurmak kolaydır. yeni tanıştığın biriyle popüler kültürün bir yerinden tutup iletişim kurarsın mesela. dersin ki "okan'daki beyaz saçlı adamı gördün mü çok komikti.". ya da dersin ki "beyin bedava videosunu seyrettin mi muazzamdı.". en olmadı benim gibi izlememiş bir dallama da olsan dersin ki "lost'un finali çok kötüydü di mi?"

iletişim kurmanın çok yolu var yani. tanımadığımız insanlara yol sorabiliriz, tanıdığımız insanlara şuraya gidelim mi yolu öğrendim diyebiliriz. iletişim kurmak budur çünkü. durmadan birileriyle ortak noktalarımızı arama konuşmaları yapmak. medyanın bize sunduğu şeyleri başkaları da biliyor mu diye kontrol etmek, biliyorlarsa aynı şeyleri beğenip beğenmediğimizi anlamaya uğraşmak, eğer beğendiğimiz ortak şeyler varsa onları beraber yapmak, belki bunu yapan insanlarla BFF olmak, belki evlenmek, çocuk yapmak. sonra çocuklarımızı sinemaya götürmek, sinemadaki kovboy karakterin oyuncağını hediye olarak vermek. çok güzel hep iletişim içindeyiz. ben şahsen her yeni "real i.d. profile based social community"* sitesiyle bir sosyal orgrazm daha yaşıyorum. 5 in a row, 10 in a row, godlike oldum.



nokia da eskiden "connecting people" derdi. şimdi iphone connect ediyor insanları. tabi bu connection yine bu sitelerin ayrı ayrı yaptırdıkları iphone aplikasyonlarından sağlanıyor. her biri appstore'da satılıyor. genelde 0.99'a. ya mesela şeyi anlayabiliyorum hani 9.99 yazınca aslında 10 dolarlık bir şeyi müşteri 10 dolardan az diye düşünür ve alır. yani eğer bu ilk haneyi algılayamamasından ötürüyse, 0.99'u bedava mı zannediyor? zannediyorsa canım benim. yerim ben onu.

gerçekten connect edebildiğimiz yani iletişim kurabildiğimiz, - böyle ingilizce kelimeler kullanmamdan rahatsız olan varsa, eğer bana yazı yazanlar olursa, ona fok koyarım tamam mı?. - o kadar az insan var ki. iletişim kurabilmek derken böyle çok sofistike bir arayış içinde de değilim. "yaptığım brecht göndermelerini anlamayan adamla\kadınla benim ne işim var ya?" demiyorum zaten. yani aslında zaten "insanlar biraz daha şöyle olsa" diyebileceğim bir durum değil. birileriyle gerçekten iletişim kurabilmek için herhangi bir kaliteye ihtiyaç yok. sadece kabuğumuza çekilmememiz yetiyor. ama heralde bu kadar uğraştığımıza göre bunu yapmak da çok zor olsa gerek.

bir tolga caner'le şimdi şöyle'nin daha sonuna geldik. aslında daha yazardım da etrafta çakmak yok ve kalkarsam bi daha oturmam gibime geliyor. bu sigara çok kötü bi alışkanlık. valla. sakın başlamayın. bizim zamanımızda zararları bu kadar bilinmiyordu. lisedeyken içersek büyürüz falan sandık, hep son sınıflar içiyordu çünkü, bir heves başladık.



yok lan böyle olmadı, lisede ağzıma sürmedim sonra çok bilinçli bir şekidle içmeye başladım, akciğer kanserine de emin adımlarla yürüyorum inşallah. - inşallah hocam -

bu arada bıktım tozu diye bir şey varmış. sigarayı bırakma ilacıymış. eğer 7 gün içinde bırakmazsanız paranız iadeymiş. bence para iadesi yerine "2 paket marlboro light" daha anlamlı olurdu.

bu da size benden bir hediye.


*kıçımdan uydurduğum bir isim.

2 yorum:

  1. ya açık konuşayım bir yandan da çok gay bir yorum yapıyormuşum gibi geliyor ama yine de takıldım biraz:

    "connect with another human being" in doğru çevirisinin "iletişim kurmak" olduğundan emin misin? daha iyi nasıl çevrilebilir ya da?

    YanıtlaSil
  2. aslında bunun tam türkçesi bir insanla bağ kurmak, bir insana bağlanmak vs.

    burda iletişim kurmak, bağlanmak amacının tek aracı olduğu için -amınakodumunibnesiamaobaşkakonu- tolga tarafından tercih edilmiş.

    yani bir insanla bağ kurmak için onunla iletişime geçmek bir zorunluluktur, en azından insanlığın yüzde 96,7953 ünde bu böyledir. dolayısıyla connecting with people, insanlarla iletişim kurmak olarak çevrilebilir bence. evet.


    tolga'ya not: oğlum sınırları zorluyorsun. suratıma kapatmanı geçtim, kapattıktan tam 13 dakika sonra blog' a entry giriyorsun, sonra telefonunu kapatıyorsun falan. hani konuşmıcaksan her zaman yaptığın gibi telefonu duymuyorum numarası yap ama böyle angut angut işler yapıp beni aptal yerine koyma. senin kadar hayırsız bi adam görmedim vallayi.

    YanıtlaSil