Domates yiyin, bırakın çekirdekleri yanağınızdan aksın. Hayır domates yemek utanılacak bir şey değil. (Bu arada şöyle bir şey var)
6 Kasım 2010 Cumartesi
Sis
Şimdi başlık sis olunca şiir falan bekliyorsunuz di mi? I-ıh şiir falan yok. Bugün metrobüsle okula giderken (cumartesi niye okula gidiyorum? koro çalışmam var) köprüden geçtim ister istemez. Sis çok yoğun olduğundan deniz gözükmüyordu. Sonsuz beyazlık vardı. Sonra daldım gittim, o beyazlık bir yandan gökyüzünün devamı gibi, bir yandan sanki gökyüzü de gitmiş, pür beyazlık bildiğimiz. Çok hoşuma gitti. Bir yandan da o beyazlık hep öyle kalsa, yerle gök birleşmiş gibi, biz de orada kapana kısılmış gibi kalsak falan diye düşündüm. Sonra lan aslında gök yerde olsa deniz yukarda olsa gökyüzü yerine. İnsanlar yüzmek için uçağa binse atlasalar ne güzel olurdu derken, "aslında olurmuş yani, doğduğumuzdan beri gök yukarda deniz aşağıda olduğu için ona alıştık, öbür türlü olsa ona da alışırdık" dedim. En azından benim için çok büyük bir sorun teşkil etmezdi. Burdan alışkanlıklar konusuna atladı beynim ama onla ilgili zaten bir şeyler yazmıştım yine bu bloga o yüzden düşünce silsilemin o kısmını atlayıp devamına geçiyorum. Sonra biraz daha düşündüm. Şeye bağladım burdan da "ya aslında üzerine düşünmeden kabul edip alıştığımız bir sürü şey var." Buradan bağlaması biraz zor olacak ama dün, üyesi olduğum AÇMÖF ( avrupa çalışmaları merkezi öğrenci forumu)'e Hollandalı 15-20 kişi toplantıya geldi ve Türkiye siyaseti üzerine konuşulurken konu konuyu açtı. İşte sizde partiler nasıl, bizde nasıl? AB'ye giriş sürecine Türkiye nasıl bakıyor? Hollanda nasıl bakıyor vs vs derken, konu askerliğe geldi. Şimdi biz askerliğin zorunlu olduğunu söyledik. Onlar biraz şaşırdı önce. Sonra e peki bunun kaldırılması için bir şey yapmıyor musunuz dediler. Orada herkes kaldı tabi. Tamam birkaç tane vicdani retçi var; ama gerçekten birkaç tane. Ülkede başörtüsü gibi yüzeysel bir konu her kanalda, her siyasi platformda deli gibi tartışılırken, böyle bir konunun neredeyse özümsenerek konuşulmaması ve normalmiş gibi davranılması çok garip. Kendimi düşündüm. Askere gitmemek için belki kilo alırım zamanı geldiğinde, ya da işte yurt dışında 3 sene çalışıp 28 gün yaparım oh, diyorum. Çevremdeki çoğu insanda bu tip kaçış yolları arıyor. Hepimiz ayda yılda bir konusu açıldığında, "yeaaa abi aslında zorunlu olmaması lazım, insanları en verimli çağında........." gibi şeyler söylüyoruz ama, hani etrafımda süper ve derin diyebileceğim insanlar bile bunun olamayacağını kabullenmiş ve artık alışmış durumda, kendim de dahil. "Nasıl lan yani?" dedim kendime. Nasıl böyle bir şeye bizi alıştırmış olabilirler? Böyle onlarca şey var. "Güçlü bir devlet anlayışı olmalı" yani "devlet korkusu" meselesi veya derin devletin varlığı, her tarafta dönen rüşvet, yaya geçitlerinde arabaların durmaması vs vs gidiyor böyle. "Ya abi artık onlar Türkiye'nin gerçekleri" diye geçiştirilebilecek onlarca konu var yani. Niye var bunlar? Neden daha çok gündemde değiller aklımın almadığına karar verdim. Ve evet buraya gerçekten sisten geldim. ve evet biraz kafam dağınık.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
oo kaptan sekonder içici mi oldun nedir.
YanıtlaSilyani askerlik çok riskli bir konu, "halkı askerlikten soğutmak" diye bir yasa maddesi olduğu için askerlik üzerinde ağzını açtığın anda mahkemelik oluyorsun; hayatının amına konuyor.
YanıtlaSilO yüzden de askerlik üzerine "dipten dipten" bir hareketlenme başlatmak mümkün değil, bu konuda sivrilmeye çalışan herkesi tek tek topluyorlar çünkü abi biliyorsun yani.
E o noktada, Türkiye gibi bir ülkede kitlesel bir antimilitarist bakış yaratman mümkün değil; ne hainliğin kalır, ne korkaklığın, ne ibneliğin. Buradaki problemlerin başında şu geliyor bence, toplumun büyükçe bir kısmı askerliğe sıcak bakıyor.
En azından, aynı adama askere gitmeden önce ve sonra bu soruyu sorsan, baya farklı cevaplar alacağından eminim yani.
nadirin accountı açık kalmış, berker ben eheh.
YanıtlaSilBerkerin yazısı için örnek oliyim hadi:
YanıtlaSilalican olm sen fatihin torunusn amk.